HasanKayıhan
YORGUN
- Yoruldun mu yoksa yollarında yılların
- Dalıp gitmişsin boşluğa öyle?
- Nerede rüzgârlarla yarışan uçurtma heveslerin
- Bu ne biçim vedâ güneşe böyle?
- Seferlerin bitmedi daha deniz daha müren
- Yelesinde yeller bir yorgul küheylanın...
- Akıl, kilit vurmaktır varoluşun sırrına ;
- Kırsana mahpusluk kapısını dünyanın!..
- Senin yıldızın başka, hilâlin başka
- Bir nefeslik şarkılar neyine gerek?
- Aldırma çorak beyinlerin çarpık sesine
- Düşlerin eriştiği yerdedir gerçek!
- GÜLNAREM...
- Uyandım çığlık çığlığa uykulardan,
- Rüyâymış zamanı senle yaşamak.
- Yokluğun yüreğimde bir kurşun,
- Ağır ve sıcak...
- Gülnârem,
- Erken batan güneşim,
- Nar çiçeğim!
- Bu kaçıncı yolculuk? Gene geriye döndüm,
- Sensin diye sığındığım gölgeler serin değil
- Hasretin, ki içimde cehennem ateşleri;
- Denizler derin değil...
- Gülnârem,
- Ansızın sönen yıldızım,
- Yürek sızım!
- Ne rüzgârlar işitir ne yağmurlar ses verir,
- Yokluğunla kurudu taşkın bildiğin nehir.
- Gerçek kıyamet bu; sevgisiz kaldı zaman,
- Sustu içimde şiir...
- Gülnârem,
- Çok heceli tek sesim,
- Nefesim!
DELİ GÖNÜL
Bir bilge çıksa da bir şey söylese
Dur, durak bilmeyen deli gönüle.
Kastetmiş canıma belli ki zalim;
Bakmıyor bir türlü aklın sözüne...
- Kuran’dan habersiz, hadise gider,
- Mekke dururken Kudüs’e gider.
- Kaç kez söyledim ben buna ama;
- Meleğe sırt döner iblise gider...
- Müselmana kızar kâfir gösterir,
- Yalancı pehlivanı mâhir gösterir.
- Simyadan, kimyadan anlamaz ama;
- Çakıl parçasını safir gösterir...
- Testiyi görünce humar kesilir,
- Akıncı bölüğünde süvar kesilir.
- İki endazelik endâmı ama;
- Çin seddinden uzun duvar kesilir...
- Dikenli çalıyı çiçek sandırır,
- Bildiğin keteni ipek sandırır.
- Görür görmesine gözlerim ama;
- Şeytanı süsler de melek sandırır...
- Dereden geçemez deryâya dalar,
- Rüyâyı bırakır hülyâya dalar.
- Kelebek misali ürkektir ama'
- Zifiri karanlıkta beyzâya dalar...
- Bir Elif çizemez hattat geçinir,
- Kerem’i beğenmez Ferhat geçinir.
- İki söz edemez düzgünce ama;
- Şâirler meclisinde üstat geçinir...
Yunus'a özenir âsası yoktur,
Dünyayı tanımaz tasası yoktur.
Hiç yoktan iyidir yine de ama;
Sevmeye gelince yasası yoktur...
- GÖZLER
- Gözler karanlığa suskun mercek
- Ak akıyor lavlar dönüyor girdabında
- Kirpi top gergin yaylar
- Pergamon müzesinde vitraylar;
- Hırsız bakışlar...
- Işınlar çizgi bir nokta odak
- Acı tohum, çorak toprak;
- Sonuç, bıtırak.
- Obada uykusuz çocuk!
- Dört duvar iki delik bir kilit
- Ocak bir dadı Afrikalı kocaman kara
- Fil avında zehirli ok...
- Vurulan benim;
- Onmaz bu yara...
ÖYLE Mİ LEYLA?
- ÖYLE Mİ LEYLA?
- Sanma ki ırmaklar tersine akmaz,
- Sanma ki ırmaklar tersine akmaz
- Sular tutuşmaz, dağ dağa bakmaz...
- O dilerse eğer! –O’na ne şüphe?-
- Güle döner ateş, kulunu yakmaz...
- Sisli göllerde,
- Issız çöllerde,
- Her an, her yerde;
- “-Gördün mü Leylâ?”
- Kal-u belâdayken bize can verdi,
- Çamurdan yoğurdu taze kan verdi,
- Bir kenara çekti bizden birini;
- Ona Mecnûn diye bir de san verdi...
- Yaban ellerde,
- Bilmem nerlerde,
- Adı dillerde;
- “-Duydun mu Leylâ?”
- Güneşe baktı da nûrunu sevdi,
- Dağlara yöneldi, Tur’unu sevdi,
- Sanma ki sensin onun sevdiği;
- Seni yaratanın kulunu sevdi...
- Kızıl güllerde,
- Taşkın sellerde,
- Orda bir yerde;
- “-Gördün mü Leyla?”
- Aşk odunda yandı, sırlara erdi,
- Sırrını gizledi rüzgâra verdi,
- Başın göklerde, hayırdır Leyla?
- Bil ki sen değildin Mecnun’un derdi...
- Esen yellerde,
- Gergin tellerde,
- Sönen küllerde;
- “-Yandın mı Leylâ?”
KOLAY MI?
Kolay mı sanırsın bir gül dalında,
Kurumuş goncaya bakabilmeyi?
Yüreğin susuzken bir dost sesine,
Bir damla su olup akabilmeyi?
Kolay mı sanırsın sevgisiz adam
İpeğin sırrını çözebilmeyi?
Peteğe sıvanıp kalmış umudu,
Elekten geçirip süzebilmeyi?
Kolay mı sanırsın dilsiz geceden,
İki tek heceyi sökebilmeyi?
Taşlaşıp kalmışsan geride böyle,
Bir damla gözyaşı dökebilmeyi?
Kolay mı sanırsın ıssız çöllerde
Mecnun gibi yalnız gezebilmeyi?
Nasibin yoksa sevdâdan yana
Bendeki sızıyı sezebilmeyi?
BİLECİK SELAMLAMASI
- Türküler söylesin hasretimi
- Turna kanatlarında;
- Şöyle esiverse dağlarında gözlerim
- Bahar sabahlarında.
- Söğüt’ün erenleri hey, erenleri
- Bekdemir’den ayva gelir nar gelir;
- Açıvermiş çemberini edepsiz
- Su testisi omuzunda yâr gelir...
SUSUZLUK
- Susuzluğum gönül sıtması
- Şarkılar dolusu şarap içmişim.
- Rüyalara kovma beni yeniden;
- Ben o köprüleri çoktan geçmişim.
- Çekilmesin güneş yanaklarından
- Rüzgâr saçlarında bulut ıslağı...
- Yüreğimi savurma geceye böyle;
- Üşür, dudaklarımda donar kırağı.
- Yokluğun cehennem azabı bana
- Bir kuş kanadına bağlı gözlerim.
- Bırakma ellerimi sakın boşlukta;
- Sen yanımdayken seni özlerim...
- BİZ YOĞUZ /BELKİ/ BİR ÇOĞUZ
Sen, sensin desem, değilsin,
Sırsın sen...
Paslı aynalar dünyamda benim
Ben sevgisizliğe mahkûmum /çünkü/
Benim dünyamda aynalar paslı.
İlkin sevgi gerek görülmek için
Körüm ben...
Kapı kapandı hiç açılmayacak
Gece de bir bana gündüz de /çünkü/
Açılmayacak hiç kapandı kapı.
Boşluğu bürünmüşüz bilinmezliğe
Biz hiç yoğuz...
Bilinmezliğe bürünmüşüz boşluğu
Belki de bir çoğuz...
Sevda Üstüne...
Yüreğin ellerinde dalmışsan uzaklara,
Gecenin zulmüne mahpussa ümitlerin,
Kolay değil konuşmak sevdâ üstüne;
Gerçeği göremezsin, kördür gözlerin...
-Ben sevdâyı bilirim!
Bir büyük boşlukta boylu boyunca,
Uzanan güneşi görmez olursun...
Söylemek gereksiz bunları sana;
Kendini unutur, bilmez olursun...
-Ya ben nerdeyim?
Sevmek erdemine ermişsin belli,
Bulutlanan gözlerin bunun yanıtı...
Derman arama tabipte dostum;
Mantığı yok aşkın, sensin kanıtı...
-Ben de deliyim!
Gönlünü kaptırmış bir damla suya,
Toprağın hasreti bulutta gizli...
Başka ufuklara esmiş ki rüzğâr;
Paramparça olmuş böyle yüreği...
-Bir şey daha söyleyim:
Dillere düşmüş de aşkı yüzünden,
Sürünür bir gülün önünde bülbül...
Yanmadan pişilmez; hayat yolunda
Yandıkça yücelir insanda gönül...
-Ben de öyleyim!
AŞK-I MUHAMMEDÎ
- “Aşk gelicek cümle eksiklikler biter.”
- -Yunus Emre-
- Ben, seni ararım senler içinde,
- Melekler, insanlar, cinler içinde.
- Sen yoksan eğer, yoktur hiçbir şey;
- Mana’dan Kur’an’a dinler içinde...
- Besmele benzeri bir hat bulunmaz,
- Hüznü tanımadan âşık olunmaz,
- Arş-ı âlâdasın sebep sorulmaz;
- Nuh’un gemisisin seller içinde...
- Nedir ki dünya? Bir küçük nokta...
- Nice dünyalar var bilsen boşlukta,
- Sen yoksan kaybolur varlık yoklukta;
- Varlığın nefestir benler içinde...
- Gönül çerağımı ben senden yaktım,
- Mum gibi eriyip deryâna aktım,
- Mirac’a yükseldim yüzüne baktım;
- Nur-un âlâ nûrsun nurlar içinde...
- İşte buldum dedim, ipeğe sordum,
- Nüveymiş gerçeği çok mahçup oldum;
- Buz kesti bedenim, üşüdüm, dondum
- Mecnun’un gezdiği çöller içinde...
- Sensiz nesin ki sen bendeki bende?
- Hint’te, Kudüs’te, hatta Mekke’de,
- Değil anadilim cânım Türkçe’de;
- Süleyman’ın bildiği diller içinde...
- Tecelliye sebep o tek kelime,
- Senin için düştü Tanrı diline.
- Teşbihe yeltenmem; böyle biline
- Yol senin yolun dinler içinde...
AŞK BİR BİLMECE
- Uzun değil, bir tek hece
- Dilindedir gündüz gece
- Anladık hocam iyi de...
- Aşk dediğin nedir sence?
- Seller gibi taşmak mıdır,
- Deniz gibi coşmak mıdır,
- Yoksa Mecnun gibi çölde
- Leylâm diye koşmak mıdır?
- Vatan olsa korunurdu,
- Halı olsa dokunurdu,
- Deme şimdi onu bana;
- Yazı olsa okunurdu!..
- Köprü değil sırat gibi,
- Irmak değil Fırat gibi,
- Biri varsa, vardır o da
- Köroğluyla kır at gibi!
- Kalpte açan bir çiçektir,
- Biri çıkıp biçecektir...
- Anlamadım seni hocam;
- Bu ne insafsız gerçektir?
- Zor çözülür bu bilmece
- Belki gereksizdir sence...
- Kozasında gizli sırrı;
- İpeğe sormalı bence!
KAYI KIZLARI
- Hıdırellez gelir gelmez
- Tek tek sayar yıldızları...
- Dilek tutmaz, el tutar;
- Bizim Kayı kızları...
- Şafak şafak gözleri
- İğnelidir sözleri...
- Adamı eder deli ;
- Bizim Kayı kızları...
- Saçları örgülüdür
- Anadan görgülüdür...
- Memleketin gülüdür;
- Bizim Kayı kızları...
- Cilveleri, nazları
- Dümbelektir sazları...
- Kimselere benzemez;
- Bizim Kayı kızları...
MASAL MASALI
- Masal içinde masalın
- Gördüğü rüyâ gerçekmiş;
- Zümrüd-ü anka kuşunun
- Kanadına binecekmiş.
- Yâre geçmeyince sözü,
- İki çeşme iki gözü.
- Kaf Dağı'nın bu yüzü;
- Öte yüzünden çok çekmiş.
Gülen ayva, ağlayan narGül dalına âşıkmış karKırk yıl gecikirse bahar;Muradına erecekmiş.
- Belli ki yarası derin
- Adını unutmuş Şirin
- Aşk şerbeti sunan pirin;
- Ellerinden öpecekmiş.
Üçler, yediler ve kırklarKuzuya dönünce kurtlarBir bir tükenen umutlar;Bir gün geri dönecekmiş.AŞK-I YEGÂNE
- Cehennem ateşi gül yaprağıdır;
- Çilelere rahmet ömrümde benim...
- Cennetim âdeta çöl toprağıdır;
- Yangınlara hasret gönlümde benim....
- Feryâdı rûhumun öz mayasıdır;
- Aşk ile yoğrulmuş büyük doğunun...
- Mümkün mü sevmeyi bilmezsen eğer;
- Işığını görmek Allah yolunun?..
- Gökkubbeyi tutan olduğu yerde;
- Şüphesiz sevginin kanatlarıdır...
- Ben Kur’an’ı böyle anladım Yarâb,
- Aşk kapısının tek anahtarıdır...
- - ANAM'A –
video
Dalların Allah’a yürürdü, başın güneşe,
Bakraz elinin umuru ey Koca Meşe!
Şeyh Edebali yurdunun gölgeliğiydin sen,
Şanlı Kayı boyunun sancak direğiydin sen...
Sen Bakraz Yörüğünün Ulu Meşesi
Hem ağıdı hem türküsü, hüznü ve neşesi...
Akça bulutları sarık edinmiş Yörük kocası;
Sen, ezelden ebede tarih hocası...
Sen Ertuğrul gününden kalma kardaşımdın,
Cihan seferlerinde can yoldaşımdın!..
***
Çanlar çalınırken akşamları uzak diyârlarda
Ufuklara dalar giderdi gözlerim,
Sanki dal dal, yaprak yaprak uzanırdın da
Gözyaşlarımı silerdin.
Ses olurdun yalnızlığıma minare minare,
Alnımdan öpen dudak olurdun...
Memleket hasretiyle her kavruluşumda
Gönlümde dalgalanan bayrak olurdun...
Ocağımız tüterken doğduğum evde,
Yani öksüz ve yetim değilken ben de;
Yollarımı gözleyen anam atamla
Tesbihe dururdun sabırla sen de...
***
Kara yer mi yarıldı, tufan mı vurdu?
Ne Bakraz kalmış, ne de Günyurdu...
Uyan Ertuğrul Bey'im, uyan bak hele;
Ne hale gelmiş Yörüğün yurdu!..
Ne Haceller, neTireller, ne Uzunaliler,
Ne Kozanlar, ne Sarılar, ne de Kebirler..
Nerde Güllü Mollalar, Aptiler, Hacametler,
Nerde yavru kurtlar, bahadırlar, koç yiğitler?
Nerede ak tolgalı kocalar, beyler nerede
Sırma saçlı bacılar, al yazmalı gelinler,
Nerede Ömür Oluk, Yavru Pınar nerede
Neden öksüz kalmış böyle beşikler?..
***
Deli etse de nazları,
Köreltirdi yıldızları...
Kimselere benzemezdi,
Nerde Kayı kızları?..
Ne at kaldı ne deve,
Boğulduk bir derede...
Ay doğunca uluyan
Bozkurtların nerede?
***
Hesabın yoktu senin günle, yılla, devirle
Ebed-müddet olunmaz ne beton, ne demirle;
Kim kıymış tarihime, soyuma, devletime,
Hangi ruhsuz beyinle, hangi soysuz emirle?
***
Kafkasya dağlarında donanlara,
Yemen çöllerinde kavrulanlara,
Cephe cephe savrulanlara,
Taa alnından vurulanlara,
Ve Allah’a uzananlara
Kefendin sen,
Kıbleydin sen...
Tuna boylarından dönen,
Gâziydin sen...
***
Sığınacak dalımdın kıyamet koptuğunda
Önde giden bayraktın cepheye koştuğumda.
Seninle yok oldu dualar ve âminler;
O yüzden bereket yok, kut yok yurdumda!
Serin gölgende dinlenemeyecekse ölüm,
Artık farketmez, nerde tükenirse ömrüm;
Sensiz toprağın adı gurbettir bana
Elvedâ Koca Meşem, elvedâ nazlı gülüm...
İSYAN
- İsyanı vardır bulutların
- şimşek sesinde
- Kızılırmak boyunda
- ağaçsız tepelerin...
- Kesilir enginde rüzğârı;
- ona ne şüphe,
- Başka iklimlere açılan
- yelkenlilerin...
Gabar Dağı Şehitleri
Anneler uzaktaydı, düşman pusuda;Bırakmadılar vatan toprağınıSarılıp öptüler;Bayramı beklemediler!..En yüce rütbeye tâlip erdiler,Birer birer bu emele erdiler...Açıldı önlerinde cennet kapısı;Sessizce girdiler!..Melekler diz üstü selâm verdiler,Kâinatı önlerine serdiler."-İlk arzunuz," sorusuna kısaca:"-Bayrak!.." dediler!.."Allahuekber! Allahuekber!.."Son Resûl'ün nârâsıyla inledi her yer,Sebebini sorunca diğer nebilerDedi: "-Türkler!..."Aguşunu açmış da PeygamberOnları bekliyordu...Makâm-ı Mahmuda ulaştılar;Bayramlaştılar!
SÖYLENMEMİŞ ŞİİR
Seni beklerken var ya güzelim Çöllere düşmüş gezgin gibiyim... Su damlasısın, bil bunu ama; Göklere küsmüş, bezgin gibiyim...
Leylâ dönünce derler ya hani, Sen kimsin demiş o çılgın fâni... Mecnun değilim, eyvallah ama; Sabrın da bir sonu olmalı yâni... Kış ortasında bir yaz gibisin, Şah otağında dilbaz gibisin, Açmaya hazır goncasın ama; Dallı budaklı pür naz gibisin... Murad-ı Şehnâz, Ferhat-ı Şirin, Koca Nizamî pîri şiirin... Ben daha güzel söylerdim ama; Sanki üşümüş kalbimde yerin...
SÖĞÜT GÜZELİ
Söğüt güzelinin başörtüsünde
Bir kırmızı bir de beyaz gül vardır.
Dilinde Türkçenin pınarı çağlar;
Gönlünde durgun bir de göl vardır.
Gerçeği bırakıp rüyaya dalsa,
Yelken açıp ıssız deryaya salsa,
Çin’e, Maçin’e, Yemen’e varsa;
Söğüt’e dönesi bir de yol vardır.
Firdevs’tir yüreği, uzak bahçedir,
Adı Dikenligül ya da Hacce’dir;
Ulaşmak imkânsız, yolu dikçedir.
Aşkıyla yan, kavrul bir de sol vardır.
Gözünde sürmesi, elinde kına;
İzinden yürüsen hep yana yana,
Melekler ağlasın üzülüp sana;
Pişmek yetmez aşkta, bir de ol vardır.
YOKSUN SAY KENDİNİ
Gözlerine insin de söğüt yeşili perdeler
Yoksun say kendini bir kenara çekilip
Bırak, kaç yıl geçerse geçsin aradan
Ellerin cebinde öylece dikilip
Yoksun say...
Yalnızlığa donmuş ırmaklarında,
Kızıl bir kor ateşinde varlığın;
Elinde bir âsa, aklında dünya
Bu muydu aradığın?
İnsanca ne kalmış ki şurada…
Sevgi? Hepsi yalan, hepsi sahte
A yârim zaten kurumuş karanfiller
Sulansa neye yarar bu saatte?
Sana ne badem ağaçlarındaki çiçekten
Kuş kanadındaki gümüşten sana ne?
Çırpınır elbette darağacındaki adam,
Çamaşırlar gene kurur iplerde...
Bak gördün mü işte,
Bu dünya böyle...
Sağır duvarlarında yüreğimin çığlıklar…
Neden gözlerim uzaklarda,
Neden yangın kızılı bulutlar,
Gene ne var?..
FELSEFE-I
Sana mı kalmış kelebek kanadında titremek...
Bırak ince eleyip sık dokumayı,
-bu yük çok ağır...-
Var git dağların başına kendini alıp
-yörük yörük türkü çağır...-
- FELSEFE-II
- Bir o, bir gülüş, bir gün aydını bakış eksikse varlığında
- Sizdenlik bir yazıyla yazılmıyorsa adın bulutsuz bir seste,
- Sen de darağacında silinmiş bir nefessin;
- Hiçliktesin...
- Güneşin karanlığıdır titreyen sevgi susuzu gözlerinde
- Yâni bir toz zerreciğidir; -hani hep öyle denir de -
- Okyanus yalnızlığıdır aslında seninki
- Kaybolur gider şarkı sözlerinde tek tek
- Lâkin kandırma kendini dostum;
- Bak şudur gerçek:
- Gerçi bunu sen de bilmektesin,
- Yüzünü okşayan bir el selâmlamıyorsa sende sabahı
- Yitiklerdesin...
Mecnun Türk delikanlısı olsaydı,
Leylâ'ya derdi ki:
- A gözleri sürmeli, kaşları kara,
- Dünyaya nam saldı sabrımız bizim.
- Bi kışa diyorsun bi ilk bahara;
- Böyle mi yazıldı yazımız bizim?..
- Hem mendil verdin, hem de göz süzdün,
- Yıllarca yalvarttın yıllarca üzdün,
- Ciğerimi yaktın, derimi yüzdün;
- Söyle ne olacak halımız bizim?..
Bu ne ayak kızım, söyle bu ne naz, Yaz gelsin diyordun işte geldi yaz, Gelinlik de neymiş, şart mı ki beyaz Sana da yaraşır alımız bizim... Verdiğin şu mendil var ya elimde, Sözüm söz demektir ana dilimde, Atım eğerli, kamam belimde; Tütecek ocaktır dağımız bizim...
- Yürü, düş önüme, aha da bıçak...
Boşuna arama kaçacak bucak, Dağlar bizi bekler açmış da kucak; Yeşersin bu gece bağımız bizim... Türk dili her yerde sazımız bizim, Silmeyle kazınmaz adımız bizim, Saçından kavramışım dönüşü yoktur, Cihana bedeldir azımız bizim...